Koç Üniversitesi-Prof. Dr. Kamil Yılmaz Ana Sayfa > Seçtiğiniz Site Kısmı > 

Prof. Dr. Kamil Yılmaz

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

“Enflasyonun yıl sonunda yüzde 12-13 civarına çıkması yüksek ihtimal”

“Türkiye ekonomisinin 2020’yi yaklaşık yüzde 2 civarında bir küçülmeyle tamamlayacağını düşünüyorum. Ekonomi yönetimi piyasalara güven verebildiği ölçüde Türkiye’den kaçan yabancı portföy yatırımlarının bir kısmının 2021’de dönmesini bekleyebiliriz. Böylece, hızla eritmiş olduğumuz rezervlerin bir kısmını geri koymamız ve TL’deki oynaklığın önüne geçmemiz mümkün olabilecektir.”

Covid-19 salgınının dünya ekonomilerine gözlemlenen etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

IMF, dünya ekonomisinin 2020’de yüzde 4,4 daralacağını tahmin ederken, 2021’de yüzde 5,1 büyüyeceğini öngörüyor. 2021 için açıklanan büyüme öngörüsü ilk bakışta çok iyimser görünebilir. Ancak geliştirme aşamasındaki aşıların 2021’de kullanılmaya başlanması dünya ekonomisinin kademeli olarak normalleşmesini sağlayacak. Buna bir de 2020’deki daralmanın getirdiği baz etkisini de ekleyince 2021 için yapılan yüzde 5,1’lik büyüme öngörüsünün gerçekçi olduğunu söyleyebiliriz.

Pandeminin ekonomi üzerindeki toplam etkisine bakmak çok da doğru değil. Pandemi özellikle yakın mesafeden sosyal etkileşimi gerekli kılan kafe, restoran, otelcilik, kişisel bakım, turizm ve hava, kara ve denizde yolcu taşımacılığı gibi hizmet sektörlerini çok olumsuz etkiledi. Öte yandan imalat sanayi ve tarım sektörleri üzerindeki etkisi ise özellikle ilk aylardaki kapanmayla kısıtlı kaldı. Dünya genelinde ve Türkiye’de sanayi şirketleri çalışanlarını teste tabi tutmak ve çalışma ortamında bireyler arası mesafeleri artırmak gibi pandemiye rağmen üretime devam etmenin yollarını buldular. Ancak özellikle yeni kısıtlamaların geleceği kış aylarında üretime devam edebilseler bile talepte meydana gelecek zayıflama nedeniyle üretimlerini düşürmek zorunda kalabilirler.

Pandeminin Türkiye ekonomisine etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu etkiler ne kadar devam edecek?

Pandeminin olumsuz etkisi devam ediyor. Kış aylarının oldukça zor geçeceği kesin. Hizmet sektörü, kesinlikle daha olumsuz etkilendi. Bu ayrışma önümüzdeki aylarda da devam edecek.

Türkiye’nin asıl sorunu gelişmiş ülkelerde gördüğümüz devlet desteğinin Türkiye’de çok zayıf kalması. İlk pandemi şokunun ardından başlayan kısa çalışma ödeneği gibi devlet destekleri hem büyüklük hem de kapsam açısından çok yetersiz kaldı. Devlet doğrudan gelir desteğini sokağa çıkma yasakları döneminde gelirden yoksun kalan birey ve ailelerin hepsine ulaştırmak yerine, sadece kayıtlı kesime vermeyi tercih etti. Bu tercih ise pandeminin, en alt gelir grupları üzerindeki etkisinin azaltılmasına katkıda bulunmadı.

Temmuz ayına gelindiğinde krediler bir önceki yıla göre yüzde 50 artmıştı. Ucuz kredi imkanları özellikle inşaat, taşıt ve dayanıklı tüketim mallarına olan talebi körükledi. 2. çeyrekte ilk şokun etkisiyle yüzde 16,7 daralan sanayi üretimi kredi genişlemesinin de etkisiyle 3. çeyrekte yüzde 8,4 arttı. Ekim ayında satılık konut fiyatları, pandemiye rağmen bir önceki yıla göre yüzde 22,8 arttı.

Doğrudan gelir desteğinin miktarını ve kapsamını artıramayan hükümet, pandeminin uzun sürme ihtimalini göz ardı edip hızlı bir çıkış yakalamak adına mayıs ayından itibaren düşük faiz ve hızlı kredi genişlemesine yüklendi. Bunun yol açabileceği TL’den kaçışı durdurmak için de TCMB’nin döviz rezervlerini kullanmaktan çekinmediler. Kamu bankaları aracılığıyla gerçekleştirilen döviz piyasası müdahalelerin sonucu olarak mayıs ortasından temmuzun son haftasına kadar dolar/TL’nin 6,85 civarında çakılı kaldığı bir “kur tutulması” yaşadık. Ancak eldeki rezervler sonsuz değildi.

Sonuç olarak, Türkiye ekonomisinin 2020’yi yaklaşık yüzde 2 civarında bir küçülmeyle tamamlayacağını düşünüyorum. Mayıs sonrası uygulanan yanlış politikaların özellikle döviz tarafında etkisini en aza çekebilmek için görece sıkı bir para politikası kaçınılmaz gözüküyor. Ancak ekonomi yönetimi piyasalara güven verebildiği ölçüde Türkiye’den kaçan yabancı portföy yatırımlarının bir kısmının 2021’de dönmesini bekleyebiliriz. Böylece, hızla eritmiş olduğumuz rezervlerin bir kısmını geri koymamız ve TL’deki oynaklığın önüne geçmemiz mümkün olabilecektir. Ekonomi politikalarıyla ilgili beklentiler olumlu bir şekilde yönetilebilirse aşıyla ilgili gelecek olumlu haberlerle birlikte 2021’de büyümenin yüzde 3-4 arasında gerçekleşmesi mümkün olacaktır.

“İşsizliğin artması kaçınılmaz”

Pandemi iş dünyasında nasıl bir tahribata yol açtı?

Şu ana kadar kısa çalışma ödeneğine başvuran iş yerlerinin işten çıkarma yapmaları engellendiği için işsizlik oranında kayda değer bir artış gözlemesek de (Ağustos 2019’da yüzde 14 olan işsizlik Ağustos 2020’de yüzde 13,2 olarak gerçekleşti) bu gizli işsizliğin artmadığı anlamına gelmiyor. Ağustos 2019’da iş aramayıp da çalışmaya hazır olan 2,2 milyon kişi varken Ağustos 2020’de bu sayı 4,1 milyona yükseldi. Özellikle kısa çalışma ödeneğinin sonlandırılmasıyla birlikte işten çıkarmaların önündeki engel de kalkınca işsiz sayısının da artması kaçınılmaz görünüyor. İş gücündeki düşüş ve ertelenen işsizlik artışının bir noktada gerçekleşmesi 2021’de hükümeti zorlayacak konuların başında gelecek.

“2021’de enflasyonda çok büyük bir iyileşme beklemiyorum. Yaklaşık 3-4 puanlık bir düşüşle yüzde 8-10 aralığında gerçekleşebilir.”

Döviz kurlarında hareketliliğin devam etmesini bekliyor musunuz? 2021 yılı için dolar, euro, enflasyon gibi veriler konusundaki beklentinizi paylaşabilir misiniz?

Merkez Bankası rezervlerinin yıl başından bu yana 43 milyar dolar azalmasına ve swaplardan gelen rezervleri de çıkardığınızda TCMB’nin net rezervlerinin -48 milyar dolara düşmesi, Temmuz 2020’den bu yana uygulanan politikanın sürdürülemez olduğunu gösterdi. Nitekim son günlerdeki gelişmeler bu politikalardan dönüş olacağı yönünde ipuçları içeriyor. Bu ay ve Aralık 2020’de yapılacak faiz artışları enflasyondaki artışın önüne geçebildiği ölçüde 2021’de daha fazla bir sıkılaştırma gerekmeyebilir. Bu beklenti gerçekleşirse, 2021’in başında kredi faizlerinin yüzde 17-18 aralığında olmasını beklerim.

Enflasyonun bu yıl sonu itibarıyla yüzde 12-13 civarına çıkması yüksek bir ihtimal. Para politikasından beklenen sıkılaştırmanın gelmesi durumunda dolar - TL kurunun bir istikrar kazanması mümkün gözüküyor. Bu da geçtiğimiz aylarda yanlış bir politika olarak uygulanan kur tutulmasının ardından yaşadığımız kurdaki oynaklık dönemini geride bırakmamız anlamına geliyor.

2021’de enflasyonda çok büyük bir iyileşme beklemiyorum. Yaklaşık 3-4 puanlık bir düşüşle yüzde 8-10 aralığında gerçekleşebilir.

2021’de ekonomideki seyri etkileyebileceğini düşündüğünüz önemli başlıklar nelerdir?

2021’nin ilk aylarında pandeminin etkisini oldukça kuvvetli bir şekilde hissedeceğimiz açık. Ancak Covid-19 virüsüne karşı etkili olduğu gösterilen birden çok aşının piyasaya sürülmesiyle birlikte pandeminin dünya çapında sosyal hayat ve dolayısıyla ekonomi üzerindeki etkisinin kademeli olarak azalmasını bekliyorum. 2020’deki deneyimimize göre mayıs ayından itibaren kuzey yarım kürede ekonomilerin tekrar açılması ve ekim ayına kadar sürmesini bekleyebiliriz. Bu dönem içinde aşı üretiminin ve dağıtımının iki milyar dozun üzerine çıkması durumunda, gelecek kış aylarında pandeminin sosyal hayat ve dolayısıyla ekonomi üzerindeki etkisinin büyük çapta kontrol altına alınması sağlanabilir.

AB ekonomisinde ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz?

Avrupa ekonomilerinde üretim pandemiden bize göre çok daha fazla etkilendi. IMF, 2020’de yüzde 8,3 küçülmesini öngördüğü Avrupa Birliği, ekonomisinin 2021’de yüzde 5.2 büyümesini bekliyor. Ancak gelişmiş bir sosyal devlet anlayışının hâkim olduğu Avrupa ülkelerinde, pandemiden en çok etkilenen ve işlerini kaybeden kesimler doğrudan devlet desteğini alabiliyor. 2010’lu yıllarda yaşadıkları ekonomik sıkıntılara rağmen Avrupa‘da devletlerin hala bu ödemeleri yapabilecek güçleri var. Ülkemizi Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığımız zaman ekonomik kalkınma alanında daha gidecek ne kadar uzun bir yolumuz olduğunu herkes görebiliyor.

Avrupa’da pandeminin kış etkisi bizden önce başladı. Arz tarafında bir sorun gözükmese de özellikle de pandeminin etkisiyle Avrupa ekonomilerinde kapanmaların artarak devam etmesi durumunda ihracatımızın tekrardan olumsuz etkilenmesi söz konusu olacaktır. Bu, son çeyrekte Türkiye’nin ekonomik büyümesini olumsuz etkileyecektir.

Türkiye ve dünya ekonomileri için 2021 ve sonrasına dair ekonomik beklenti ve öngörüleriniz nelerdir?

2008-2009 küresel kriz ve arkasından 2010-2014 arasında AB üyesi ülkeleri etkileyen kamu borç ve bankacılık sektörü krizi, dünya ekonomisinde önemli bir etki yarattı. Bu krizlerden sonra hala pozitif büyüme patikasına dönmekte zorlanan ekonomiler varken bir Covid-19 virüs salgının gerçekleşmesi dünya ekonomisinin kırılganlığını arttırdı. Özellikle gelişmiş ülkeler hızlı bir borçlanma yoluyla harcamalardaki artışı karşılayabildiler. Ancak bugün geldiğimiz nokta dünyada toplam borcun toplam dünya hasılasına oranı 2020 sonu itibarıyla yüzde 300’e yaklaştı. Gelişmiş ülkelerin neredeyse hepsinde kamu borcunun milli gelire oranı yüzde100’ün üzerine çıkmış durumda. Artan borçluluk oranı mali piyasalardan başlayabilecek bir belirsizliğin çok hızlı bir şekilde yeni krizler yaratma ihtimalini de artırdı.

O yüzden pandemi sonrasında bu ekonomilerin tekrar büyüme patikasına dönmesine ve zaman içinde borç oranlarının tekrar makul seviyelere çekilmesine öncelik verilmesi gerekiyor.


Lütfen Tüm Üyelerimiz için Tıklayınız >




prev
next