Garanti Bankası Haberleri Ana Sayfa > Seçtiğiniz Site Kısmı > 

Detaylı bilgi için tıklayınız.

DİJİTALİN ÜÇ HALİ: Dİ - DİJİ - DİJİTAL

Dünya gezegeni üzerindeki varlığımız 45.000 yıl öncesine uzanıyor. İnsanlık tarihine günümüzden bakan bilim adamları; insanoğlunun buluşları, becerileri ve toplumsal yapı üzerinden tarihi dönemlerle adlandırdı. “Taş”la başlayan hikayemiz bugün başka bir çağ ile devam ediyor. Önce yaşadığı gezegende yaşama tutunabilmek için kendisini ve çevresini dönüştüren insan; günümüzde yaratmış olduğu değişimin kendisini nasıl dönüştürdüğüne tanıklık ediyor.

Geçmişe baktığımızda, atalarımız kendi içinde bulundukları dönemi adlandırmadılar hiç. Orta Çağ’da yaşayan bir derebeyi kalkıp da “şu anda Orta Çağ’ı yaşıyoruz” dememiştir mesela. Tarihin çağlara ayrılması 19. yüzyılda Danimarkalı bilim adamı C. J. Thomsen tarafından gerçekleştirildi.

Belki de insanlık tarihinde ilk kez; insanoğlu artık içinde bulunduğu çağa da bir isim verme öngörüsüne sahip oluyor. Günümüz bilim adamları şu anda içinde bulunduğumuz dönemi “dijital çağ” olarak adlandırırken; bunun bir geçiş periyodu olduğunun da altını çiziyorlar: Dijital çağ öncesinden dijital çağ sonrasına geçiş…

Yaşadığın Çağın Farkında Olmak…

1879 ampulün icadı ile birlikte insanlık için yepyeni bir dönemin kapıları açılmış oldu. Ancak elektrik uzunca bir süre yalnızca aydınlatma fonksiyonu ile hayatımızda yer aldı. Teknolojiyi şekillendiren bir avuç bilim adamı dışındaki hiçbir insan elektriğin neleri dönüştürebileceğinin farkında bile değildi.

Örneğin elektrik fabrikalarda ilk başta sadece gaz lambalarının yerini ampul ile doldururken; elektriği sadece aydınlatmada değil, üretimin kendisini dönüştürecek bir buluş olarak ortaya koymak 20 yıldan fazla zaman aldı.

Dijital dönüşüm de aynı elektrik gibi. “Dijitalle” bir şeyler yapıyoruz ancak neler yapabileceğimiz hakkında çok az fikrimiz var ve hatta bunun üzerine pek de fazla düşünmüyoruz. Tıpkı eline taşı alıp bununla ne yapacağını pek de bilemeyen “Kaba Taş Devri” atalarımız gibi.

Dijitalin “Di” Hali

Bir bebeğin yürüyebilmesi için önce doğması gerekir :)

Dijitali yaratan, dijital öncesi çağda ekilen tohumlar demek yanlış olmaz. Peki nasıl bir dönemdi bu?

Teknolojinin silo mantığı ile çalıştığı yani; teknolojiler arası etkileşimin minimum düzeyde yaşandığı bir dönem… Cep telefonu sadece arama yapmak ve SMS atmak için kullanılırken, internete sadece masaüstü bilgisayarlardan erişilebiliyordu. Alışveriş mağazalardan yapılırken, gazete ve dergiler pazar kahvaltısı masalarını süslüyordu. Şirketler üretim alanı çevresinde konumlanmıştı. Dikkat boldu, ancak bilgi azdı.

İstikrarlı ancak doğrusal bir ilerleme mevcuttu, teknolojiler birbirine paralel olarak gelişiyordu, iç içe geçtiği durumlar çok nadirdi.

Ancak internetin daha yaygın ve etkin kullanımının sağlanması ile birlikte resim yavaş yavaş değişmeye başladı. Kasetler kompakt disklere dönüştü. Fotoğraf albümleri anneannelerimizin evlerindeki nostaljik objeler olmaya başladılar. Bilgi ansiklopedilerden Wikipedia'ya taşındı. Telefon rehberi çevrimiçi bir dizin haline geldi. Basılı dergiler web siteleri oldu.

Bu ilk çağda, kabaca fiziksel ürünlerin dijitalleşmesini tecrübe ettik.

Dijitalin “Diji” Hali…

Şu anda içinde bulunduğumuz dönem “dijital” çağ… Bu çağa, dijitalin ana akım haline geldiği ve aslında bazen sırf dijitalleşmek uğruna dijitalleşmeye çabaladığımız bir dönem diyebiliriz. Derinlemesine bir sorgulama içine de fazlaca girmediğimiz için, “dijital denen o şeyle” neler yapabileceğimizin çok da farkında olmadığımızı söylemek yanlış olmaz.

Dijital öncesi çağda ürünler dijitalleşirken, günümüzde deneyimin dijitalleşmesini yaşıyoruz. Yine dijital öncesi dönemden farklı olarak; artık teknolojiler bağımsız birer olgu olarak değil bütünsel ürünler olarak karşımıza çıkıyor.

Tek bir akıllı telefonla; kahvemizi alabiliyor, otobüse binebiliyor, otobüste yolculuk ederken dizi izleyebiliyor, binlerce km uzakta ve belki hiçbir zaman gitmeyeceğimiz ülkelerdeki arkadaşlarımızın fotoğraflarını beğenebiliyoruz. Amazon, eBay gibi kullanıcı deneyimini ön planda tutan çevrimiçi mağazacılık yaygınlaşmaya devam ederken, gerçek mağazalara olan talep git gide azalıyor.

Eskiden kahvaltı masasındaki tek mesaj unsuru bir gazete iken artık elimizde tuttuğumuz minicik bir ekrandan onlarca mesaja alıcılık ediyoruz. Artık alıcı insanoğlunun dikkati dağınık ve bilgi çok fazla. Markalar için içeriğin ne zaman, nerede ve nasıl sunulduğu içeriğin kendisinden daha önemli olduğunu görüyoruz.

Dijital olanın hızına ve kolaylığına birer tüketici olarak alıştıkça; kendi iş alanlarımızda da mümkün olan her süreci dijitale entegre etmeye çaba sarf ediyoruz.

Yine de içinde bulunduğumuz döneme dijital çağ desek de aslında bu da bir geçiş dönemi. Güvenlik önlemi olarak hala kullanıcı adı ve parolanın mevcut olduğu, parolalarımızı harf rakam ve özel karakter kombinasyonlarından oluşturmak zorunda olduğumuzu düşünürsek; tamamen dijitalleşmiş bir hayat kurgusuna henüz varamadığımızı söyleyebiliriz.

Dijitalin “Dijital” Hali

Dijitalin insanlık için oksijene dönüştüğü; yani her zaman soluduğu ancak varlığına dair farkındalığının yok olduğu dönem…

Dijitalin “Di” Halinde, dijitali hiç konuşmuyorduk çünkü ne olduğunu henüz adlandıramamıştık. Dijitalin “Diji” hali ise her an ondan bahsetmek istedik. Dijital çağda ise yine dijitalin bahsi geçmeyecek çünkü dijital hayatın kendisi olacak.  

TV mi online mı, mobil mi masaüstü mü gibi şeyleri artık konuşmayacağız. Perakendeciler için online ve fiziki mağaza gibi bir ayrım artık olmayacak. Ürünler sipariş üzerine üretilecek ve otonom araçlarla sevk edilecek. Reklamlar, insanları satın almaya yönlendiren sıralı öyküler anlatan içeriklerden oluşacak. Para ya da dil gibi kavramlar bile hayatın merkezinden uzaklaşacak.

İnsanlar gerçekten dijital olarak doğacaklar. Şu an bu teknolojileri kullanan çocukları için endişelenen ebeveynler o zaman böyle bir endişe taşımayacaklar. Çocuklar onları içgüdüsel olarak bebekliğinden itibaren kullanmaya başlayacaklar ve teknolojik gelişmeye paralel olarak büyümeye ve gelişmeye devam edecekler.

Sanallık ve gerçeklik arasındaki çizgi gittikçe belirsizleşecek. Sanallık, kendini etrafımızı çevrelediği ekranlarla gösterecek. Arkadaşlarımızla fiziksel ortamlarda buluşmak yerine sanal yaşamlarımızdaki daha güvenli ve konforlu ortamlarda bulaşacağız. Gerçeklik duygusu, zaman ve mekan, anlaması en karmaşık kavramlar olacak.

Serbest çalışma ve esnek ekonomi olağan hale geldikçe herkes kendisi için çalışıyor olacak. İçerik ulusal çizgilerin dışına çıkacak ve rekabet dünyanın her bir köşesinden akıyor olacak. Ortaya çıkan bu esnek ve serbest ekonomi içinde herkes payına düşenin peşinde olacak.

Bazılarımıza korkutucu bazılarımıza heyecan verici gelen bu evrim kaçınılmaz. Nasıl ki insanlık tarihi boyunca gelişim durdurulamadı ve bir sonraki çağa doğru evrildik, yine aynı evrim treni içinde yol almaya devam ediyoruz. Bunu kabullenerek, evrime ayak uydurmak hayatta kalmanın tek akıllıca yolu.

 

Hazırlayan: Özge Hatunoğlu, Betül Parlayan


Lütfen Tüm Üyelerimiz için Tıklayınız >




prev
next